son göç bu gidiyorum
mektuplarınız karşılıksız kalacak artık...
bu şehre sığmıyor düşlerim
alışınca suskunluğa
buluyor beni de yüreği kavruk şair duruluğu
kendime yaklaştıkça tek kalıyorum
tüm ziyaretçilerim kapıdan dönecek artık...
uzun, ince bir yol var
bende başlayıp bende biten
gencecik bir bahar özlemiyle
kuşlara özeniyorum...
bu ayrılışlar bekleme yorgunluğumdur benim
şimdi mavi bir ikindide unutmuşken
bu yaşanmışlığı
bilmesem ne olur öykülerin bitişini
kuşlara özeniyorum
tüneğimi terkediyorum...
akşam olur gibi çekiliyorum
anısı sıcak sokaklardan...
tükettim ilkyazdan aşırdığım sevinçleri de
yürüdükçe eskiyen bir ömrüm
bakıldıkça kırışan bir yüzüm var
yıpranmışlığımı örten ne kaldı ki burada?..
evinden ayrılan bir gelinin hüznü gibi
yine de dönüp arkanı gitmek
ve sebepsiz suçluluk duygusu yok mu?
bu biletin elimde titremesi
son bakışın ezikliği...
oysa geldiğim gün gibi bu şehir
hala hiçbir albümde hatıra fotoğrafım yok
su gibi gidiyordum
su gibi dönmeyecektim...
Sana bir şarkı daha yapacağım
Adı unuttum seni olacak
Belki de kimseleri aramıyorum
Tanrım bu yaraları kim saracak”
Sonu
gelmeyen bir masala beraber koyduk son noktayı. Teker teker kapattık
mutlu günlerin sayfalarını… Sevgilerimizi kalbimize,kalbimizi içimize
gömdük...
Kalbimizin ne dediği kimin umurundaydı… Böyle olması gerekiyordu
başkalarına göre. Böylesi bizim için en iyisiydi. Biz neden bunun
farkında değildik.
Eğer iyi olan buysa neden felç olmuştu sol yanımız? Gözlerim neden
uykuya hasret kalmıştı? Ben neden sigaraya başlamıştım? Sen neden
gülmüyordun eskisi gibi gözlerinle?
Son sözümüzdü ;
“BİTMEYECEK” demiştik… Ve bitmedi işte…
“Karşımda resmin duruyor
Günlerim sensiz geçiyor
Bir ömür böyle nasıl sürecek
Dayanamıyorum
Zaman nasıl hızlı geçiyor
Gözlerim dolu dolu oluyor
Saatlerce seni izlemeye doyamıyorum”
Bu masal da fazla sürmedi. Sen başrol oynayamayacak kadar beceriksiz
birisin kabul et bunu. İşte bitiyor hayatında kim bilir kaçıncı hikâye.
Yine başaramadın… “Bitiyor” dedin. “Bitkisel hayatımızdan o cıvıltılı
günlerimize geri dönelim.” Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Ben bile… Ve
hiçbir şey eskisi gibi olamazdı zaten…
Geri geldin. Seni deli gibi özlerken yoktun. Yalnız ağladım *******i.
Yağmurda yalnız ıslandım. Tek başıma yaşadım seni.Yürüdüğümüz karlı
yalnız gezdim. Üşüdüm yazın ortasında.
Sol tarafımda hep bir sızı taşıdım en içten kahkahamı
attığımda.
Ama seviyorum işte… Yapabileceğim bir şey yok… Bende özledim seni, eski
günleri… Ama dedim ya hiçbir şey eskisi gibi değil ve olamaz… Kalbim
sen diye bağırsa da mantığım buna el vermiyor… Affet…
“Şimdi kalbimi mi beynimi mi dinleyim
Anlamadım ki ben simdi neyleyim
Seni çıkarıp içimden atamıyorum
Hayır hayır ama artık olmaz
Bundan böyle yerin dolmaz
Seni çaldığın kalbime gömüyorum”
Sensiz belki de hiç gülmeyeceğim hayatımda. Bir daha “sen” olmayacak dünyamda.
trende biletsiz sevdalar vardı
vagonlar kaçaklara göz yumarlardı
aksada yüreklere kar pınarları
sevdanın arkası var ardı bahardı
istanbul ağlıyor sen ağlıyorsun
hadi git git artık [sevdiğin bekliyor] ne duruyorsun
yolcular hep kaçak bizse tutuklu
gözler ağlıyor tutkulu çocuksu
yıldız avlarım göğün mavisinde
her dem bakışlarını gözlerinin deryasında
pusu duran ellerimi sana tuzaklarım
her tetik düşürdüğünde gözlerin ölüme az kalır
yalnız gördü ya gelir bende kalır yalnızlık uzar geceler
istanbula yağmur yağar karla karışık
karı ayıklar yağmur kokularını alırım koynuma
ot koyarım göz ucuma anlarım yine yangın yine hasret
yıkanan istanbuldan düşen payıma
bi de yüzünün giderken ki ıslaklığı
gül damlası düşmüş ateş yurduydu
dağlara dil uzatan narlı kuyuydu
yağsada gönüllere gam geceleri
ceren yarasında aşk [dert] büyütürdü
istanbul ağlıyor ben ağlıyorum
hadi kalk gel artık dayanamıyorum
yolcular geldiler sen yoksun içinde
yüreğim can veriyor acılar içinde
Aşk, ancak şiirle dönüşür sanata.
Tununacak bir dal varsa, ne ala…
Onu da, sen bulacaksın karanlık ormanda.
Dikkat et… Ararken…
İblis yüz görümlüğü istemez, aniden giriverir kanına.
Sonra gelip de,
yatıp uyumak istersen bu harap evimin yatağında,
tutunduğun dalı sakın bırakma…
Ve… Bilesin ki…
Bu son fırsattır, sevda yastığıma baş koymaya.
Gel bakalım çek, saten çarşafı başına…
Görürsen rüyanda beni,
bana benden selam söyle mutlaka.
Söyle, uyusun ak alınlı bir ninenin dizlerinde,
görsün rüyasın da seni…
O da sana senden selam söylesin,
öpsün dudaklarından, kiraz tanesi öper gibi.
Bir kır çiçeği bulup diksin, kendi yüreğine.
Sulatsın,
üstünde ki o hüzünlerini ıslattırmadan
donsuz gezen kondu çocuklarına.
Sevdanın her rengini yüklensin de sırtına,
taşısın yavaştan, renklerin hiç silinmediği meydanlara.
Söyle…
Meydanlarda boynu dik yürüsün…
Alnı ak,
elleri beyaz,
renkleri berrak.
Gözlerinde ki mavi,
O meydanı yakacak kadar sıcak.
Söyle…
Sabaha doğru…
Serin olur kuzey yanları, dikkat etsin,
kalksın sol yanın dan.
Alsın üzerine sade bir hırka,
varsın,
varmanın mümkün olmadığı yerlere,
Sonra sen de uyan,
Şaşırma bundan böyle yörüngeni…
Yazamazsan kendi seyir defterini
ve
kalamazsan iki ayağının üzerinde…
Unutma beni… Onun sevdasına daya hücrelerini.
Tut…
Hadi Tut…
Zemheride bilsen, ne sıcacıktır elleri…
Şu ayrılık ne garip şey
Bak her hangi bir şairin yüz şiirine
Doksan dokuz tanesi ayrılık üzerine
Şair miyim? Değil miyim? Bilmiyorum ama
Ayrılık olmasa dökülmezdi bu kelimeler mısralara
Şu ayrılık ne garip şey
Ağlatır adamı ulu ortalarda bebekler misali
Anladığın bir lisan vardır, oda duvarların dili
Ayrılık olmasa kim dolduracaktı gece sokakları
Ölüm Allah’ın emri de, ayrılık başkasının mı?
Şu ayrılık ne garip şey
Bütün insanların mazisi ayrılıklar üzerine kurulu
Onunla anlamlı mutluluk, onda gizli yaşama umudu
Ayrılık olmasa insanın değeri nasıl bilenecek
Elbette önce ayrılık sonrada sevinç gelecek
Şu ayrılık ne garip şey
Bir çift gözün manası onun ahenginde saklı
Ellerinin ne işe yaradığı onunla anlamlı
Ayrılık olmasa kaçımız aşkı tanıyacaktık
Ayrılıkla biz sevdalandık, ayrılıkla ağladık
Şu ayrılık, ah be ayrılık, nasıl bir şeysin
Yokluğunla şüphesin, varlığınla delirtirsin
Sen olmasan el alem vuslatı neylesin
Ayrılık olmasa olmazdı çaresizlik, kin
Hayatımızın tamam mı zaten inan ki sensin
Bir ayrılığın sırtından in,
Diğer bir ayrılığın sırtına bin
Sevmiştim seni…
Bana bir gülüşünle, bir bakışınla unutuverirdim bütün acılarımı…
Sadece sen olurdun hayatımda.
Nasıl bir aşktı bu?…
Ne vardın, ne de yok!…
“Sensizliğin” hüküm sürdüğü karanlık ve eski bir limandayım şimdi.
Karanlık hücreme ışık olsun diye cama gözlerini çiziyorum dudaklarımla…
Sonra tebessüm eden yüzün geliyor aklıma, yüreğim acıyor.
Yağmurlar yağıyor şehrime, boş caddeler yalnızlığa teslim.
Çaresizlikler içinde sokakları geziyorum, sensiz bakıyorum denizin derin dalgalarına.
Üşüyorum, yüreğimde üşüyor.
Sonra geliveriyorsun aniden, seninle güneş doğuyor şehrime, her yer yine sıcacık.
Gelişlerinse, hep gidişlerine gebe.
Sana her kavuştuğumda, sevinmek bile korkutur oldu beni.
Son defa değil bu vedalar, biliyorum gideceksin yine…
Yalancı sevdalara kanıp, esen rüzgarlara aldanıp gideceksin.
İçinden geçeni okuyor gözlerim, bu defa hazırım.
Sus! Konuşma gideceksen, yalanlar çare değil bana, acıtma kalbimi mevsimlik sevmelerinle.
Ardına bakmadan git bu defa!
Hiçbir söz söylemeden, yüreğimdeki temiz aşkı, yalanlarınla kirletmeden git ki,
Bu da yaşayabileceğin en son gururun olsun!